21 Ağustos 2009 Cuma

Ya Yaparsak!..

"Beyler... Otomobil demek yerli sanayi demek. Yerli sanayi demek iktisadi özgürlük demek."

1961 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in "Otomotiv Endüstri Kongresi" sonrasında, tamamen Türk malı bir otomobil üretilebileceğini söylemesi ve bir süre sonra bunun ciddi bir iddia haline gelmesi sonucunda başlıyor "Devrim Projesi". Mühendis Gündüz Serter'in liderliğinde bir ekip kuruluyor ve Türk mühendislerinden oluşan bu ekip 130 gün içerisinde 29 Ekim 1961'e yetiştirmek üzere bütünüyle Türk malı bir otomobil üretmek için çalışmaya başlıyorlar.

Tolga Örnek'in 24 Ekim 2008'de sinemalarda gösterime giren "Devrim Arabaları" isimli belgesel filmi, bu ekibin Devrim'in üretimi süresince yaşadıklarını konu ediniyor. Filmi oldukça geç izlediğim için film üzerine bir yazıyı da ancak şimdi yazabiliyorum.

Tolga Örnek'i daha önce çektiği büyük projelerden tanıyordum. İlk olarak -yanlış hatırlamıyorsam- 2004 yılında "Hititler"i daha sonra da "Gelibolu"yu sinemada izlemiş ve beğenmemiştim. Özellikle "Gelibolu" beklediğimin aksine beni hiç etkilememiş, sinemadan çıktığımda aklımda filme dair neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. "Devrim Arabaları" sinemalarda gösterime girdiğinde de gitmeyi ertelememin sebebi buydu. Nitekim film 1 Mayıs 2009'da yoğun istek üzerine tekrar sinemalara girmesine rağmen yine de izlemedim. Önceki projeler aklıma gelince Tolga Örnek'i "Büyük kadrolarla kuru belgeseller yapan yönetmen" olarak tanımlıyordum kendimce.

"Devrim Arabaları"nı 6 Temmuz 2009'da izledim. Örnek'in önceki projelerinin aksine kafamda birçok diyalog, birçok sahne kalınca film üzerinde düşündüklerimi yazmak istedim. Etkilendiğim şey o mühendislerdeki idealistik ve umutluluk oldu. Etrafıma baktığım zaman biz gençlerin -kendim de dahil olmak üzere- artık her iki duygudan da çok uzak olduğumuzu düşünüyorum. Kendini kurtarmak dışında hiçbir amacı olmayan bir nesil gelmiş ne yazık ki böyle bir neslin ardından. Çalışmayan, üretmeyen ve en kötüsü bunları önemsemeyen bir nesil... Filmi izlerken o insanlardaki umudun artık yok olduğunu ve dahası geri gelmeyeceğini fark ettim.

İzlemeye devam ettikçe o umudun neden yok olduğunu anlamaya başladım. Huysuz ve yaşlı mühendis Latif 'in(Selçuk Yöntem) genç mühendis Necip'le (Onur Ünsal) şu diyaloğu bu durumu açıklıyor:

-
Bir şey sorabilir miyim Latif Bey?

-Sor bakalım.

-Sizce biz bu otomobili yaparsak nolur?

-Hiçbir şey olmaz!

-Nasıl olmaz? Boşuna mı çalışıyoruz?

-Sen Ankara'daki kapatılan tayyare fabrikasını duydun mu?

-Evet...

-O fabrikanın neden kapatıldığını biliyor musun?

-Hayır...

-O fabrika Atatürk'ün emriyle kuruldu. 2. Dünya Savaşı'na kadar 112 tane değişik uçak imal edildi orada. Sonra fabrika kendini geliştirmeye başladı tabii. Savaş sırasında da kimse bize eğitim uçağı vermediği için 185 tane eğitim uçağı yapıldı orada.

-185!

-Evet, bunları yaptık biz. 1955 yılında Hollandalılar bize 3o tane uçak siparişi verdi; ama dönemin işletmeler bakanı o siparişleri kabul ettirmedi. Hollandalılar da uçakları İngilizlere yaptırdı. Birkaç yıl sonra da fabrikayı tamamen kapatıp traktör fabrikasına dönüştürdüler. Gündüz'le orada yetiştik biz. Çok acı çektik... Çok...

-Ben anlayamadım. Neden kapattılar?

-"Biz kim, uçak yapmak kim"miş...

-Ama yapmışsınız işte, başarmışsınız.

-Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz evlat.



Sanırım böyle böyle kaybettik o duyguyu. Türkiye'de başarılı olup bedelini çok ağır ödeyenler kendilerinden sonra gelen neslin aynı acıları yaşamasını istemediği için onları boş umutlardan korumak ve idealizmden uzaklaştırmak istediler. Filmin sonunda siyah "Devrim" çalışmamasını haber yapan; ama beyaz Devrim'in çalışmasını hiçe sayan gazeteler "Türkiye'de hiçbir başarının cezasız kalmayacağının" kanıtı olmuşlar adeta.


Ben yine mühendis Latif'in bir sözüyle bitireyim bu yazıyı:

Adı "Devrim" olan bir arabanın sokaklarda dolaşmasına izin vermezlerdi zaten.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Berberiye

Berber bir rahatlama noktasıdır benim için. Traştan sonra içimdeki tüm stres kıl yumaklarıyla beraber dağılır gider. Depresyona giren kadınlar kuaföre giderler ya benimkide o hesap. Fakat öyle bir durum var ki artık berbere her gidişimde tereddüt ediyorum. Nedeni ise berberlerin en önemli ve hiç sekmeyen özellikleri, müşterilerini sorguya çekme kabileyetleridir.

-Abi, nerde oturuyorsunuz?

- Yaş kaç?

-Okuyor musunuz?

-Bölüm nedir?


İşte bu soruları cevapladıktan sonra ardından gelebilecekleri tahmin etmek çok da zor değil benim için. Zira birçok kez bu sorgulamaları tecrübe etme şerefine nail olabildim. Bu noktadan sonraki sorular genellikle maddi ve manevi kaynaklı olmak üzere ikiye ayrılır. Maddi sorgulama şöyle gelişir:

- Ooo, abi o zaman çok zengin olursun sen, petrolcüsün ya..

-Kısmetse olur, bakalım. (bkz. Kadercilik)

-Yok yok, bi’ petrol kuyusu açtın mı paraya para demezsin artık.

- Haha, kuyu benim değil ki ben çalışan olacağım zaten, şirket kazanacak parayı ben değil!

-Olur mu öyle şey canım, kesin dibine vurursun sen paranın, bizden mi gizliyorsun?!

-Estağfurullah ne demek o canım!

- Yok yok öyledir, buralarada gelmezsin artık.

-Niye gelmeyeyim?

-Parayı buldun ya, gelmezsin artık. Hep öyle olur.


Bu saatten sonra çok da üstelememek gerekir. Zira elinde ustura ve makas gibi kesici ve delici aletlere sahiptir.

- Ben kaç kere yaşadım bunu bilmiyorsun sen, adam parayı buluyor hemen lüks berberlere yok yok neydi adı “coiffeur” lara gidiyorlar. Kaç yıllık muhabbetimiz var, yapılacak şey değil. Yanlış mıyım?

-Haklısın.


Nasıl oluyorsa bu berberler müşterilerine bağlanır, bu yüzden de her zaman terkedilme korkusu yaşarlar. Genellikle de sizin maddi olarak iyi duruma gelme ihtimalinizi bile sinderemez, traşa devam etmek için zengin olmayacağınızı-olamayacağınızı, onu terk etmeyeceğinizi ispatlamanız gerekir. Siz beklentilerinizin ne kadar düşük olduğunu söyledikçe o kadar sevinir ve daha bir şevkle işine geri döner.

- Yok yok olmam ben zengin falan, merak etme sen. Kriz de var, iş bulmak imkânsız. Zaten zenginlik falan yakışmaz bize öyle şeyler. Sen şu yanlardan biraz daha mı kısaltsan…

-Tamam abi hemen.


İkinci olarakta manevi kaynaklı sorgulama vardır ki bu daha da vahimdir. Bu tip berbeler genellikle milli duyguları kabarmış fakat birkaç metrekarelik dükkânları içine bu duygularını sığdıramamışlardır.

-Bölüm neydi abi?

-Petrol ve doğalgaz mühendisliği.

- Ya abi iyiki geldin. Bu şerefsizler ne yapıyorlar bu ülkeye yahu!

-Kim, ne yapıyormuş?

- Yabancılar abi, bizim petrol kuyularına civa döküp kapatmışlar çıkarmayalım diye.

- Civa mı döküşler, olmaz öyle şey hem zehirli hemde çok pahalıdır o, içme suyuna karışır dökerlerse Allah korusun oradaki herkes zehirlenir. Olsa olsa beton dökmüşlerdir.


-Neyse abi sonuçta çıkarmıyorlar!

-Ekonomik değildir kuyu. Masrafını bile kurtarmıyordur, o yüzden kapatılmış olabilir.

-Yok abi ya, Türkiye’ye yüzyıl yetecek petrol varmış orda ama engellemişler bizi işte…

-Nerdeymiş o?

-Güneydoğuda abi.

-Yalan onlar inanma. Türkiyenin karalarında çok büyük petrol yatakları yok öyle dediğin gibi.


-Nerden biliyorsun abi?

-Petrol mühendisliği okuduğumdan olabilir.

-Abi sende onların ağzından konuşuyorsun yapma ya lütfen.

-Canım jeolojik olarak mümkün değil öyle rezervlerin oluşması.

-Ama bak Rusya’da var, İran’da var,Irak’ta var Romanya’da var, bizde neden olmasın?!

-Tektonik yapılarımız farklı, bizim basenlerimiz 40 milyon yıldan daha küçük olduğu
için petrol kapanmalarının çok büyük olması olası değil.

-Abi sen ne yaptın ya, ne 40 milyon yılı şimdiye bak sen şimdiye, adamlarda var mı var demek ki bizde de var dört tarafımız çevrili biz de yok öyle mi, neymiş tektonikmiş, hep o adamların işi bunlar onlar çıkarıp bulmadılar mı bunları, sizi de kandırıyorlar işte, ülkenin kaderini sizin gibilere teslim ederlerse işte böyle olur.!!!


Eğer durum “sizin yüzünüzden” noktasına gelmişse yapacak çok da birşey yoktur. Çünkü o zaten inanmıştır artık, düşüncesini değiştirmeye imkân yoktur. Hemen taktik değiştirilmeli ve duygusal olarak kişi etki altına alınmalıdır.

-Sen yat kalk petrolümüz olmadığı için dua et. Görmüyor musun petrol çıkaran ülkerlerin halini. Tarih boyunca hiçbiri iflah olmadı. Bana bir tane petrolü olupta halkı mutlu olan ülke gösterebilir misin? Bizim gibi tembel millet petrolü bulunca çalışmayı tamamen bırakır, nasıl olsa hazır para gelecek diye. Sonra sanayileşme, teknoloji, hak-hukuk hak getire. Haksız mıyım?

- …

-O zaman, önlerden biraz daha alalım canım.



NEYSİ
ANKARA,TPAO