21 Eylül 2009 Pazartesi

Şeysi'nin müzik çalarından...


Bobby McFerrin'in "Live At Montreal" konserini izliyorum. Ne büyük bir vokal virtüözü. Müziğin üç temel yapıtaşını kullanarak yapıyor müziğini; ritm-bas ve melodi. Çıktığı ve indiği sesler... Bas bir sesteyken bir bakıyorsun neredeyse sopranoya çıkmış... Öyle güzel eritiyor ki tüm bunları müziği içerisinde... Nasıl bir eğitimden geçtiyse o ses, kusursuz, pürüzsüz çıkıyor bütün o melodiler.

Bobby... I thinkin' about your body...

19 Eylül 2009 Cumartesi

Şeysi'nin buzdolabına bıraktığı not...


Neysicim,röbdoşambrımı kuru temizlemeciye vermeye gidiyorum. Bu akşam annemlerde yerim artık. Sen kendine kadar köfte yap. Ona köfte denirse tabii... Sevgiler... Şeysi

Neysi'den...

Yine hararetli bir tartışma yaşadık Şeysi ile. Hiçbir konuda uyuşamıyoruz ama nedense vazgeçemiyorum da ondan. Herhalde tartışmak, uzlaşamamak benim de hoşuma gidiyor. Macera katıyor hayata. Ama son röbdoşambr olayı bardağı taşıran son damlaydı. O kadar parayla bir ay geçinir bir aile yahu. Bu sefer kararlıydım. Bir mucize olmazsa kendisini sokakta bulacak diyordum kendi kendime. Ama yine şans yüzüne güldü. Acısını çıkarırım ama ben bunun.

Kadercilik – Şans üzerine olan tartışmamız hiç uzlaşamayacağımız bir konu gibi görünüyor. Şansın da, insanın kendi tarafından yaratıldığını daha iyi anlatmalıydım sanırım. Şansın gökten zembille indirilen ilahi bir lütuf olduğunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyor. Sanıyorum ki bundan birkaç sene önceydi, bir gazetede okumuştum. Amerikalı bir bilim adamı şunu soruyor: “Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hakettikleri imkânlara asla sahip olamaz?” Bazı insanlar her zaman doğru yerde doğru zamanda iken neden diğerleri ne yapsalarda hak ettiklerini alamazlar. Bunu araştırmak için yüzlerce erkek ve kadını yıllarca gözetim altında tutmuş, sıklıkla onlarla söyleşiler yapmış, kendi tasarladığı deneylere katılmalarını sağlamış. Kendini şanslı ve şansız diye niteleyenleri iki gruba ayırmış ve onlara birer gazete vermiş. Onlardan gazetedeki fotografları saymalarını istemiş ve gazetenin ortalarında bir yerinde yarım sayfa büyüklüğünde bir mesaj yerleştirmiş: "Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250 dolar kazanın..." Gözlemlerinde kendilerini şansız olarak niteleyen insanlar mesajı farketmezken, şanslı insanlar hemen farketmişler. Araştırmacı gözlemlerinin sonucu şöyle değerlendiriyor:

“Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gergindirler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verir. Sonuç olarak, fırsatları kaçırırlar; çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanmışlardır. Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri incelerler ve diğer iş imkânlarını kaçırırlar. Şanslı insanlar, daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görürler. Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını artırırlar. Şans fırsatlarını ortaya çıkarma ve fark etme konusunda beceriklidirler; sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler; olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar ve şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler.”

Çalışmanında sonunda da elde ettiği bu bulgularla şansı arttırıp artıramayacağını düşünmüş. Gönüllülerden, bir ay boyunca şanslı insanlar gibi düşünmelerini ve onlar gibi davranmalarını istemiş. Temelde onlardan istedikleri şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmaları. Bir ay sonra, gönüllülerden %80’i daha mutlu hissediyor, hayattan daha çok tatmin oluyor ve en ilginci kendilerini daha şanslı hissediyorlardı.

Kimisi için en iyi üniversitelerde okumamak bir şansızlıkken, dünyanın yarısından fazlası için okumayı öğrenmek büyük bir şans. Kimisi için hiç suşi yiyememek bir haksızlıkken, dünyanın büyük bir kısmı için gece tok yatmak büyük bir adelet. Kimi zengin bir ailenin çocuğu olmadığı için yakınırken kimi de anne ve babasının yanında olduğu için şükrediyor ve kendini şanslı hissediyor. Eğer Şeysi de böyle düşünse ne kadar şanslı olduğunu görecek.

Her neysi, bu akşam ne yemek yapsam acaba. Kaç gündür köftemsiden başka bir şey yemedik, o da nereye kadar. Artık yeni bir tat bulmak gerek. Şeysi bişeyler yapsın diyeceğim ama çenesinden sıra gelmez ki yemek yapmaya.

Adam 300 lira vermiş bi’ dandirik röbdoşambra. Bi' de pazarlık yaptım diyor. Ah Şeysi ah…

NEYSİ...

Şeysi'nin günlüğünden...


Bugün Neysi'yle kadercilik üzerine tartıştık. Her ne kadar kendisine hak verdiğim noktalar olduysa da genel olarak şans faktörününün önemini biraz küçümsediğini söyledim ona. Uzlaşamadık elbette; ama büyük keyif aldım yaptığımız tartışmadan.

Röbdoşambrıma sade filtre kahve döktüm. 300 liralık röbdoşambrdı. Çıkmaz şimdi onun lekesi... Neysi çok sinirlendi. Halbuki o benim röbdoşambrım, neden sinirlendi hiç anlayamadım.

Bugün çok eskiden yazdığım bir yazının telif ücretinin bankaya yatırıldığı haberini aldık. Neysi hemen elektrik ve su faturalarını yatırdı, kiranın da bir kısmını ödemiş olduk. Neysi "Evden kovulmaktan yırttın." dedi. Ne demek istediğini çözemedim.

Akşam yine köfte yedik. İçim dışım köfte oldu kaç zamandır. Köfte demek de doğru değil aslında, parasızlıktan kıymasını bol tutamıyoruz. Köfte gibi, köftemsi bir şey işte...

Allah Allah... Neysi röbdoşambr konusunda neden o kadar sinirlendi acaba?

Şeysi...

16 Eylül 2009 Çarşamba

Diyaloglar...



Ş: İçeriden bitter çikolata getirmeyi ihmal etme. Beni biliyorsun, bitter çikolata olmadan sade filtre kahvenin damağımda dağılan o keskin aromasını tam manasıyla alamıyorum. Evet Neysi, ne diyordum? Hah, “İstersen ve yeterince çalışırsan olur.” cümlesi, insan hayatındaki şans faktörünü görmezden gelen eksik ve kandırmacalı bir düşünce şeklidir.
N: Öncelikle, ananın evinde de sade filtre kahve içiyordun demi demek istiyor ne bu havalar diye ekliyor ve hemen konuya dönüyorum. Kısmen katılmıyorum. Şans faktörü de bir etken; ama bu cümle, başarmak için en önemli iki faktörün istemek yani motive olmak ve çalışmak gerektiğini söylüyor.
Ş: Sabah röbdoşambrımı giydikten ve kruvasanla kahvaltı ettikten sonra bitter çikolata eşliğinde sade filtre kahve içmem konusunda ne kadar hassas olduğumu biliyorsun. Lütfen bu konuyla ilgili yerli yersiz şakalar yapma diyor ve tezinde gördüğüm bir eksikliği söylemek istiyorum. Ben bunu inkâr eden bir şey söylemedim zaten; ancak yaşadığımız hayattaki düzen öylesine rastgele ve şansa bağlı olarak şekilleniyor ki şansı olmayan bir insanın ekseriyetle bütün çalışmasına ve tüm kalbiyle istemesine rağmen hakettiği yerlere gelemediğini üzülerek görmüyor muyuz? Bunu bilmek, insanın motivasyonunu; yani çalışma azmini ve hedefine giden yolda yürüme isteğini azaltan bir etken değil midir?
N: Röbdoşambr giymene elbette lafım yok; ancak içine de bir şeyler giysen diyorum? Bu çıplak yatma huyundan vazgeç. Neyse, ne diyordum, tabii ki dediklerin çoğunluktadır. Fakat bunların tam tersi örnekleri de görmüyor muyuz? Büyük zorluluklar ve şansızlıklar altında başarılı insanlar da yetişmiyor mu? Buna sayısız örnek verilebilir. Şu söylenemez mi; istemeden ve çalışmadan başarılı olunamaz. Hem fikir miyiz?
Ş: Çikolatayı uzatır mısın canım?
N: Bunu evet kabul ediyorum. Sırf şans faktörü seni geriye düşürecek diye baştan pes etmek ve karamsar olmak bence doğru değil.
Ş: Öncelikle çıplak yatmamla ilgili konunun seni hiç alakadar etmediğini belirtmek isterim. İpek çarşafın bedenimden akıp gidişini hissetmeden uyuyamıyorsam suç benim mi? Bir diğer itiraz noktam ise “Çikolatayı uzatır mısın canım?” soru cümlemi “Evet.” olarak kabul etmen. Bu nasıl bir algı düzeyidir? Hepsini geçiyor ve bir sonraki durak olan konumuza geliyorum. Elbette sonuna kadar kaderci olmak ve “şurda ne yazıyorsa o!” deyip kestirip atmak bir çözüm değildir; çünkü bir insanın amacına ulaşması için yürümesi gereken yol –eğer amaç kişiyi büyütecek, olgunlaştıracaksa- engebelerle doludur. Kişi bu engebelerle mücadele ederken ister istemez yürüdüğü yolu, varmak istediği noktayı sorgulayacak ve işte tam o anda şans faktörü devreye girecektir. Bu öyle bir noktadır ki şanssızlık, kişinin o ana kadar yürüdüğü bütün yolun bir “hiç” olmasına neden olabilir. Bir kişinin aklına bu düşüncenin bir kez olsun düşmesi onun motivasyonunu kırar ve yolda yürüme isteğini azaltır. Yahu pek sıcak oldu, şu röbdoşambr çıkarsam mı?
N: Hayır!!! Ben pencereyi açarım yeter ki röbdoşambr üstünde kalsın.
Ş: Aç canım aç, epey sıcak oldu. Klima taktıralım diyorum şu eve. Röbdoşambr pek terletiyor. İnanır mısın şu anda ense kökümden bir ter damlası aşağıya doğru seyahate çıktı, “arzın merkezine” doğru yollanıyor. Hah hah hah hah! Pardon canım, toparlamam gerekirse, insan şans faktörünün ne kadar önemli olduğunu yürüdüğü yolun kırılma noktalarında fark eder. Bunu bir kez fark ettikten sonra da “şans”ın ne kadar önemli olduğunu idrak edecek ve sonraki adımlarını ister istemez korkakça atacaktır.
N: Klima taktırmadan önce elektrik ve su faturasını yatırsak diyorum, sanki daha akıllıca bir davranış olurdu ne dersin?
Ş: Akşam bu konuyu bir düşüneyim. Ter damlası arzın merkezine ulaştı.
N: Sen düşünme, ben düşündüm karar verdim. Klima falan taktırmıyoruz, sen don giymeye alışıyorsun!
Ş: Anlamıyorsun Neysi, bedenimi bağlayan bir şey olmasın istiyorum! Belki de agorafobik olmamın sebebi budur.
N: Valla bence agorafobinin yegane sebebi bakkala ve manava olan borçlarımız Şeysiciğim. Ha bir de üç aydır kira ödemediğimiz ev sahibemizin zemin katta oturuyor olması da ufak bir etken olabilir. Şu şekeri uzatır mısın? Neyse, konuya dönecek olursam elbetteki şansın önemli bir etken olduğunu inkar etmiyorum.
Ş: Edemezsin zaten!
N: Lütfen kesme Şeysiciğim. Kıçında donu yok, bitter çikolata keyfi yapıyor adam.
Ş: Lütfen, dediğim gibi, o konu benim hassas noktalarımdan biri. Bu konu hakkında üstüme gelme, kalbini kırıp rencide etmek istemiyorum seni.
N: Her neysi. Sanıyorum ki bu noktada benim için başarının ne olduğunu tanımlamam gerekiyor. Eğer amaçların varsa ve bu amaçlara giden yolda yürümeye kararlıysan, bunun için çalışıyor ve karşına çıkan engelleri aşmak için tüm gücünle savaşıyorsan hedefine ulaşamasan bile benim için başarıdır bu. Klasik deyişle önemli olan ulaşmak istediğin noktaya varmak değil o noktaya giden yolda yürümektir.
Ş: Hay aksi şeytan!
N:Noldu hayırdır?
Ş: Röbdoşambrıma sade filtre kahve döküldü. Yahu çıkmaz bunun lekesi. Gitti 300 liralık röbdoşambr.
N: Öhöhöhöhöh…
Ş: Helal Neysiciğim, noldu hayırdır?
N: Öhöhö, o röbdoşambr öhöhö, ne kadar dedin?
Ş: 400’dü; ama sıkı pazarlıkla 300’e aldım.
N: Allah seni bildiği gibi yapsın Şeysi! Kıçımıza don alacak paramız yok, ben çalışmasam eve bir lokma ekmek sokamayacağız. Yahu sen ne müsrif dahası ne züppe, ne bohem bir adamsın!
Ş: Rencide oluyorum Neysiciğim. Biliyorsun, bunlar benim hassas noktalarım. Bunlar benim olmazsa olmazlarım.
N: Olma zaten sen! Olma!
Ş: Bunları kötü birer şaka kabul ediyor ve hemen konumuza dönüyorum. Öncelikle kendi başarı tanımın üzerinden yola çıkarak genel konular üzerinde fikir beyan etmenin yanlış olduğunu düşünüyorum.
N:Sen düşünemezsin Şeysi! 300 lira vermiş adam, bir de pişkin pişkin söylüyor!
Ş: Hah hah hah, şakacı şey seni! Her ne kadar başarı konusunda sana katılsam da…
N:Lütfen bir müddet bana hiçbir konuda katılma Şeysi…
Ş:Ay vallahi sabah sabah beni güldürdün, Allah da seni güldürsün. Ne diyordum, her ne kadar başarı konusunda sana katılsam da insanların genel anlamda başarıya bakış açılarını düşünerek meseleyi ele almamız gerektiği kanısındayım.
N:300 lira ya, 300!!! Bizim su faturamızı elektrik faturamızı toplasan o kadar etmez be!
Ş: Ama şakanın da bir tadı var Neysiciğim, şurada ciddi bir şey konuşuyoruz. Genel anlamda insanların başarıya bakışları “hedefe varmak” şeklindeyse bizim de konuştuğumuz konuyu bu çerçevede ele almamız gerektiği kanısındayım. Gerçek bir hedefe giden yol uzun ve engebeli olacaktır. Bu yolda sonuca ulaşmak için bu engebeleri aşmak gerekmektedir. Süreç uzadıkça engebeler ve onların karşına çıkış şekilleri, onları oluşturacak girdiler artacağından yolun sonuna ulaşmak bir diğer deyişle amaca varmak giderek daha da şansa bağlı hale gelecektir. Dolayısıyla çalışmanın ve sebatın önemli olduğu su götürmez bir gerçek olsa da şans, uzun bir yolda hepsinden daha önemlidir. Yahu Neysi, senin rengin epey gitti. “Su götürmez gerçek” dedim, ben sana şöyle buz gibi bir bardak soğuk su vereyim. Hay çok kötü leke oldu…
N: Ver ver… Damacanayı getir hatta.
Ş: Al canım…
N: …
Ş: Su verenlerim çok olsun mu?
N: Olmasın Şeysi. Bir müddet yaşamanı sağlayacak her türlü faaliyetten kendin mes’ul ol!
Ş: En azından su gibi aziz olayım bari. Neyse, ne diyorsun bu son görüşlerim üzerine?
N: 300 liraya röbdoşambr alman üzerine mi? Allah belanı versin diyorum Şeysi, ne diyeyim!
Ş: Ay karnıma sancılar girdi yahu, sabah sabah bu ne neşe, ne şakabazlıktır! Yok canım, şans konusunda dediklerime ne diyorsun?
N: Bir somut örnek verip onun üzerinden gidelim. Diyelim küçük bir köyde yaşayan bir kız çocuğusun. Bir elin parmaklarından fazla kardeşin var.
Ş: Şu halde en az 6 kardeş cepte!
N: Bravo, matematiksel zekan ne kuvvetliymiş öyle! Kız lise çağına geldi ve babası onu okula göndermiyor. Tek şansı, tarlada çalışmak. Bu kız elbetteki şanssızdır. Önünde bir seçeneği yok. Küçük yaşta evlendirildi ve çocuk sahibi oldu. Bu durumda sen haklısın; ama diyelimki babası liseye gitmesine izin verdi. Kız iki şekilde davranabilir; oturur ve çalışır veya 4 sene boyunca yatar. Üniversrite sınavı gelir. Çalıştıysa kazanır, çalışmadıysa kazanamaz.
Ş: Sence bu kadar basit mi? Bak yine aynı mantık; çalışırsan olur! Ya olmazsa? Ya o gün kafasındaki tek bir düşünce onun bütün algılarını kapatırsa?
N: Bu da bir olasılık tabii. O halde cümlemi şöyle düzelteyim; çalıştıysa yüksek olasılıkla başarılı olacak, çalışmadıysa da başarılı olma olasılığı neredeyse sıfıra inecektir. Demek istediğim tam da bu: çalışmak başarılı olma olasılığını arttırır; ama elbetteki bu olasılığı 1 yapmaz.
Ş: Peki o kadar çalışmasına rağmen başarılı olamayan bir insan çöpe giden onca emeğinin karşılığında ne alır?
N: Hemen pes ederse hiçbir şey alamaz.
Ş: Onca emek çöpe gider ve sen buna adil bir yaşam dersin öyle mi?
N: Ben yaşamın adil olduğunu savunmadım; ama insan bulunduğu koşullar içerisinde en iyisini yapmak için çabalamalıdır diyorum. Sonuçta şans faktörünün önemli olduğu gerçeğini inkar etmiyorum; ama kadercilikle de bir yere varılamayacağını söylüyorum. Kadercilik de böylece tembellerin sığınma noktası haline gelir.
Ş: Ben yine de şans faktörünü ve buna bağlı olarak da insanın iç alemini hesaba katmadığını söylüyorum.
N: Ben de o röbdoşambıra 300 lira vermekle ne kadar mal bir insan olduğunu bir kez daha kanıtladığını söylemek istiyorum Şeysi.
Ş: Aaaa lütfen ama kalbimi kırıyorsun! Akşama yemekte ne var?
N: “Köfte”! Hem de çok kızarmış!
Ş: Amaaaan yine mi…
N: Evet yine Şeysi. Yazarlığına bok sürdürmüyorsun da tek satır yazdığına da görmedik hani. İki satır bir şeyler yaz, para kazan da “köfte” dışında bir şeyler yiyelim biz de.
Ş: Vallahi kırıldım…



(To be... Or not to be...

Devamı gelecek tabii..

Şeysiiii

Neysiiiii)