19 Eylül 2009 Cumartesi

Neysi'den...

Yine hararetli bir tartışma yaşadık Şeysi ile. Hiçbir konuda uyuşamıyoruz ama nedense vazgeçemiyorum da ondan. Herhalde tartışmak, uzlaşamamak benim de hoşuma gidiyor. Macera katıyor hayata. Ama son röbdoşambr olayı bardağı taşıran son damlaydı. O kadar parayla bir ay geçinir bir aile yahu. Bu sefer kararlıydım. Bir mucize olmazsa kendisini sokakta bulacak diyordum kendi kendime. Ama yine şans yüzüne güldü. Acısını çıkarırım ama ben bunun.

Kadercilik – Şans üzerine olan tartışmamız hiç uzlaşamayacağımız bir konu gibi görünüyor. Şansın da, insanın kendi tarafından yaratıldığını daha iyi anlatmalıydım sanırım. Şansın gökten zembille indirilen ilahi bir lütuf olduğunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyor. Sanıyorum ki bundan birkaç sene önceydi, bir gazetede okumuştum. Amerikalı bir bilim adamı şunu soruyor: “Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hakettikleri imkânlara asla sahip olamaz?” Bazı insanlar her zaman doğru yerde doğru zamanda iken neden diğerleri ne yapsalarda hak ettiklerini alamazlar. Bunu araştırmak için yüzlerce erkek ve kadını yıllarca gözetim altında tutmuş, sıklıkla onlarla söyleşiler yapmış, kendi tasarladığı deneylere katılmalarını sağlamış. Kendini şanslı ve şansız diye niteleyenleri iki gruba ayırmış ve onlara birer gazete vermiş. Onlardan gazetedeki fotografları saymalarını istemiş ve gazetenin ortalarında bir yerinde yarım sayfa büyüklüğünde bir mesaj yerleştirmiş: "Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250 dolar kazanın..." Gözlemlerinde kendilerini şansız olarak niteleyen insanlar mesajı farketmezken, şanslı insanlar hemen farketmişler. Araştırmacı gözlemlerinin sonucu şöyle değerlendiriyor:

“Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gergindirler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verir. Sonuç olarak, fırsatları kaçırırlar; çünkü başka bir şeyi aramaya aşırı odaklanmışlardır. Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri incelerler ve diğer iş imkânlarını kaçırırlar. Şanslı insanlar, daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görürler. Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını artırırlar. Şans fırsatlarını ortaya çıkarma ve fark etme konusunda beceriklidirler; sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler; olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar ve şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler.”

Çalışmanında sonunda da elde ettiği bu bulgularla şansı arttırıp artıramayacağını düşünmüş. Gönüllülerden, bir ay boyunca şanslı insanlar gibi düşünmelerini ve onlar gibi davranmalarını istemiş. Temelde onlardan istedikleri şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmaları. Bir ay sonra, gönüllülerden %80’i daha mutlu hissediyor, hayattan daha çok tatmin oluyor ve en ilginci kendilerini daha şanslı hissediyorlardı.

Kimisi için en iyi üniversitelerde okumamak bir şansızlıkken, dünyanın yarısından fazlası için okumayı öğrenmek büyük bir şans. Kimisi için hiç suşi yiyememek bir haksızlıkken, dünyanın büyük bir kısmı için gece tok yatmak büyük bir adelet. Kimi zengin bir ailenin çocuğu olmadığı için yakınırken kimi de anne ve babasının yanında olduğu için şükrediyor ve kendini şanslı hissediyor. Eğer Şeysi de böyle düşünse ne kadar şanslı olduğunu görecek.

Her neysi, bu akşam ne yemek yapsam acaba. Kaç gündür köftemsiden başka bir şey yemedik, o da nereye kadar. Artık yeni bir tat bulmak gerek. Şeysi bişeyler yapsın diyeceğim ama çenesinden sıra gelmez ki yemek yapmaya.

Adam 300 lira vermiş bi’ dandirik röbdoşambra. Bi' de pazarlık yaptım diyor. Ah Şeysi ah…

NEYSİ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder